<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sorfnet.Com &#187; Sağlık</title>
	<atom:link href="http://www.sorfnet.com/katagori/saglik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sorfnet.com</link>
	<description>Biz İnternetiz... Derken?</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Jan 2010 14:48:14 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ev hanımlarını bekleyen büyük tehlike: Şişmanlık</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/ev-hanimlarini-bekleyen-buyuk-tehlike-sismanlik.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/ev-hanimlarini-bekleyen-buyuk-tehlike-sismanlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 18:33:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[doktor tavsiyeleri]]></category>
		<category><![CDATA[meme kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[özel zayıflama ürünleri]]></category>
		<category><![CDATA[rahim kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[rejim]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[şişman kadınlar]]></category>
		<category><![CDATA[şişmanlık]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama çayları]]></category>
		<category><![CDATA[zayıflama hapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=1385</guid>
		<description><![CDATA[


Evlerimiz giderek daha teknolojik oluyor. Bir düğmeyle yıkanan çamaşırlar, bulaşıklar ve kolaylaşan temizlik&#8230; Ayrıca evde sürekli bir şeyler atıştırma imkânı olması ve komşular arasında ikram konusunda yapılan ısrarlar, kadınların beslenme kontrolü yapmalarını zorlaştırıyor. Ev hanımları hipertansiyon, şeker, kalp gibi hastalıkların riski altında.
Teknolojinin sağladığı katkılarla ev işlerini daha pratik ve kolay yapma imkanına kavuşan ev hanımlarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p></-> <p><img class="alignleft size-full wp-image-1387" title="sisman kadin" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2010/01/sisman-kadin.jpg" alt="" width="250" height="250" />Evlerimiz giderek daha teknolojik oluyor. Bir düğmeyle yıkanan çamaşırlar, bulaşıklar ve kolaylaşan temizlik&#8230; Ayrıca evde sürekli bir şeyler atıştırma imkânı olması ve komşular arasında ikram konusunda yapılan ısrarlar, kadınların beslenme kontrolü yapmalarını zorlaştırıyor. Ev hanımları hipertansiyon, şeker, kalp gibi hastalıkların riski altında.</p>
<p>Teknolojinin sağladığı katkılarla ev işlerini daha pratik ve kolay yapma imkanına kavuşan ev hanımlarını çağımızın hastalığı obezite tehdit ediyor. Çok fazla fiziksel aktivite yapma imkanı bulamayan ev hanımları; eğer kilolarını kontrol edemiyorlarsa; başta kalp damar hastalıkları olmak üzere, şeker ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkların pençesine düşüyor.</p>
<p>Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Feridun Karakurt, obezitenin çağımızın hastalıklarının baş sebeplerinden biri olduğunu söyledi. Karakurt, &#8220;Eskiden insanların avcı-toplayıcı olarak yaşadığı dönemlerde kilo problemi yoktu, yani gıdaya ulaşmak zor aynı zamanda hareket fazlaydı. Şimdi gıdaya ulaşmak çok kolay ayrıca evde her an yiyebileceğimiz bir şeyler mevcut. Üstelik bu yiyeceklerin çoğu da rafine gıdalar; şeker, beyaz ekmek ve mamulleri gibi sağlıksız gıdalardan oluşuyor. Bu nedenle dünyada obezite sayısı her 10 yılda bir neredeyse ikiye katlanıyor. Hiçbir hastalık bu hızda artmıyor.&#8221; dedi.</p>
<p>Şişmanlığın kısaca ve özet şekilde aşırı yeme ve az hareket etmekten (harcadığından fazla enerji alma eşittir yağ birikimidir) kaynaklandığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Karakurt, obezitede genetik yatkınlığın önemli olmakla birlikte tek başına şişmanlığın sebebi olmadığını kaydederek, &#8220;Ülkemizde ev hanımları genellikle fazla kilolarından çok şikayetçiler. Ev hanımlarının hareket imkanları sınırlı. Ayrıca evde sürekli bir şeyler atıştırmaktan vazgeçmeleri ve ikram konusunda birbirlerine ısrarcı olmamaları gerekiyor. Çünkü ikramlar onları her geçen gün daha da kilolu hale getiriyor. Bu nedenle, ev hanımları mutlaka her gün daha fazla hareket etmenin yolunu bulmalılar. Benim önerim, mevcut ev işlerine ek olarak günde tempolu bir şekilde en az 5 bin adım yürümeliler.&#8221; diye konuştu.<span id="more-1385"></span></p>
<p>Şişmanlığın günümüzde görülen hastalıkların sebebi ya da kolaylaştırıcı faktörü olduğunun da altını çizen Karakurt şu bilgileri verdi: &#8220;Obezite ile ilgili hastalıkların başında kalp-damar hastalıkları geliyor. Obezite kalp-damar hastalıklarında ciddi risk faktörü ve bu hastalık bir numaralı ölüm nedenidir. Bunun ardından diyabetes mellitus dediğimiz şeker hastalığı, hipertansiyon, hiperkolesterolemi ile birlikte meme, rahim ve bağırsak kanserleri geliyor. Kilo kontrolü bu nedenle çok önemli.&#8221;</p>
<p>Şişman çocuklar yetiştiriyoruz!</p>
<p>Gelişmiş ülkelerin özellikle okul çağı çocuklarında en önemli halk sağlığı sorunu &#8216;obezite.&#8217; Çünkü şehirleşme ve modern hayat gittikçe yaygınlaşıyor. Özellikle büyük şehirlerde çocukların oyun oynayabilecekleri alanlar ya hiç yok ya da sınırlı. Ya da metropol şehrin tehlikeleri nedeniyle aileler çocuklarını dışarı çıkaramıyorlar. Aileler bu nedenle çocuklarını daha güvenli buldukları eve hapsediyorlar. Çocukların eve kapanıp saatlerce televizyon seyretmesine ya da bilgisayarla vakit geçirmesine göz yumuyorlar. Hareketsiz yaşayan bir nesil yetişiyor. Bu durum küçük yaşta obeziteyi ve obezitenin sebep olduğu sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/ev-hanimlarini-bekleyen-buyuk-tehlike-sismanlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Işığın migreni neden tetiklediği bulundu</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/isigin-migreni-neden-tetikledigi-bulundu.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/isigin-migreni-neden-tetikledigi-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 18:28:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamı]]></category>
		<category><![CDATA[bilim adamları]]></category>
		<category><![CDATA[fotofobi]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>
		<category><![CDATA[migren tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=1382</guid>
		<description><![CDATA[ Bilim adamları, ışığın migren ağrısını tetiklemesinin nedenini tespit etti. İtalyan haber ajansı ANSA&#8217;da yer alan habere göre, Boston&#8217;daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi&#8217;nde görev yapan bilim adamları, migren hastalarının ışığa karşı duyarlı olmalarının nedeninin, gözdeki ışık hassasiyeti olan hücrelerle migren atakları sırasında harekete geçen bir grup nöron arasındaki bağlantı olduğunu ortaya çıkardı.
Migren hastalarının yüzde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;"></p> <p><img class="alignleft size-full wp-image-1383" title="Migren" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2010/01/migren.jpg" alt="" width="250" height="250" />Bilim adamları, ışığın migren ağrısını tetiklemesinin nedenini tespit etti. İtalyan haber ajansı ANSA&#8217;da yer alan habere göre, Boston&#8217;daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi&#8217;nde görev yapan bilim adamları, migren hastalarının ışığa karşı duyarlı olmalarının nedeninin, gözdeki ışık hassasiyeti olan hücrelerle migren atakları sırasında harekete geçen bir grup nöron arasındaki bağlantı olduğunu ortaya çıkardı.</p>
<p>Migren hastalarının yüzde 85&#8242;inin aynı zamanda fotofobisinin (ışığı tolere edememe durumu) olduğu belirtilen haberde, migren atakları sırasında sadece birkaç saniye ışık görmenin dahi ağrıyı artırdığına, ancak bunun nedeninin bugüne değin açıklanamamış olduğuna işaret edildi. Görme özürlü 20 migren hastasını, ışığa karşı tamamen duyarsız olanlar ve ışığın varlığını hissedebilenler olarak ikiye ayıran bilim adamları, sadece ikinci grubun üyelerinin fotofobik olduğunu gözlemledi. Bu durumun, fotofobinin arkasında optik sinirin bulunduğunun bir göstergesi olduğunu belirten bilim adamları, araştırmalarını migrenli fareler üzerinde sürdürdü. Retina tabakasında bulunan melanopsin adlı ışığa duyarlı hücrelerin optik sinir vasıtasıyla beyne ulaştığı bölümde migren atakları sırasında harekete geçen bir grup nöron keşfeden bilim adamları, bunun, ışığın migren üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyduğunu söylediler.<span id="more-1382"></span>Sorfnet.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/isigin-migreni-neden-tetikledigi-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğuma hazırlık eğitimi alan anne kendini daha güçlü hissediyor</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/doguma-hazirlik-egitimi-alan-anne-kendini-daha-guclu-hissediyor.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/doguma-hazirlik-egitimi-alan-anne-kendini-daha-guclu-hissediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Jan 2010 18:22:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[doğum nasıl olacak]]></category>
		<category><![CDATA[doğum sancıları]]></category>
		<category><![CDATA[doğuma hazırlık kursu]]></category>
		<category><![CDATA[hamile kadın]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[kolay doğum]]></category>
		<category><![CDATA[suda doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=1378</guid>
		<description><![CDATA[İlk kez hamile kalan ve bebeğin doğması için gün sayan anne adayları, ne yaşayacaklarını bilmedikleri için bebeğe kavuşacak olmanın mutluluğuyla beraber endişeyle karışık korkular da yaşıyor.
&#8220;Acaba doğumum nasıl geçecek, neler yaşayacağım, çok canım yanacak mı, doğum sırasında bebeğim zarar görür mü?&#8221; gibi onlarca soru, zihinlerini kemirip duruyor. Çevreden duyulan olumlu olumsuz birçok bilgi, yapılan yorumlar, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1379" title="doğum" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2010/01/doğum.jpg" alt="" width="250" height="250" />İlk kez hamile kalan ve bebeğin doğması için gün sayan anne adayları, ne yaşayacaklarını bilmedikleri için bebeğe kavuşacak olmanın mutluluğuyla beraber endişeyle karışık korkular da yaşıyor.</p>
<p>&#8220;Acaba doğumum nasıl geçecek, neler yaşayacağım, çok canım yanacak mı, doğum sırasında bebeğim zarar görür mü?&#8221; gibi onlarca soru, zihinlerini kemirip duruyor. Çevreden duyulan olumlu olumsuz birçok bilgi, yapılan yorumlar, tavsiyeler zihin karışıklığını artırmaktan başka işe yaramıyor. Çünkü her doğum tecrübesi kişiye özel. Ağrı hissinin göreceli olması gibi, neyin kolay neyin zor olacağı da tamamen kişisel algılarla ilgili. Bununla birlikte, uzman hekimlerin ve doğum koçlarının düzenlediği doğuma ve bebeğe hazırlık hakkında bilgi veren eğitim programları, anne adaylarını doğru bilgilendirme ve bilgi karmaşasından kurtarma anlamında faydalı oluyor. Sema Hastanesi&#8217;nin düzenlediği 4 haftalık &#8216;Doğuma ve bebeğe hazırlık kursu&#8217;na katılan anne adayları, eğitimin sonunda kendilerini doğuma daha hazırlıklı hissettiklerini ve kendilerinde doğal bir doğum yapma gücünü keşfettiklerini ifade ediyorlar.<span id="more-1378"></span></p>
<p>Doğum koçları Başak Kutlu Akay ve Nur Sakallı, 4 hafta boyunca anne adaylarına hamilelik sürecini ve doğum aşamalarını anlattı. Doğumun nasıl gerçekleştiği, doğumu kolaylaştıran etkenler, korku ve stresin doğuma etkisi, doğumun yaklaştığının nasıl anlaşılacağı, hastaneye gitme zamanı, o gün yaşanacak her aşamada rahatlama yolları, doğumda ağrı hissi ve bununla baş etmek için kullanılacak doğal yöntemler, nefesin doğru kullanılması, eşin doğumdaki desteği, bebek doğduğunda neler olacağı, ebeveyn olarak hayatlarının nasıl değişeceği, lohusalık dönemi ve emzirme gibi birçok başlıkta bilgi verdiler. Ayrıca her dersten önce bir saat hamilelik egzersizleri yaptırdılar. Görsel materyallerle destekli ve bebek maketiyle uygulamalı gerçekleşen eğitimlere katılan anne adayları ve eşleri, doğuma daha bilgili ve hazırlıklı girecekler.</p>
<p><strong>&#8220;Normal doğuma cesaretim arttı&#8221;</strong></p>
<p>Derya Yıldız (28 yaşında): &#8220;Hamileliğimin son haftasındayım. İlk hamileliğim olduğu için hamilelik sürecini ve doğumun nasıl olacağını çok merak ediyordum. Çevreme sordum, internetten okudum ama bilen birine sorarak karşılıklı konuşmak daha iyi geldi. Hem bilgilerim pekişti hem bilmediklerimi öğrendim. Çevremde herkes sezaryen olmamı öneriyor. Çekeceğim ağrıları düşünerek sezaryen olmayı planlamıştım. Ancak şimdi normal doğumu denemeye karar verdim. Önce doktorum normal doğuma ikna etti beni. Sezaryenin bir doğum şekli olmadığını, bir ameliyat olduğunu öğrendim.</p>
<p>Eşi Osman Yıldız: Eşim acı çekmesin diye sezaryeni destekliyordum. İlk gün yönelttiğimiz soruların çok saçma olduğunu şimdi görüyorum. &#8216;Acıdan bayılır mı?&#8217; diyordum mesela. Bilmediğim birçok şeyi öğrendim. Doğuma girip eşime destek olmayı da istiyorum.</p>
<p><strong>&#8220;Sezaryenin de bir ihtiyaç olabileceğini gördüm&#8221;</strong></p>
<p>Seda Çiftçioğlu (28 yaşında): Son haftadayım, doğumu bekliyorum. Normal doğumu çok istiyorum. Çok korkuyorum ama sezaryene nazaran benim ve bebeğim için daha iyi olduğunu düşünüyorum. Korkum azalmadı ama egzersizler ve öğrendiklerim, bu düşüncemi pekiştirdi. Ancak bununla birlikte gerekirse sezaryenin de benim ve bebeğimin hayatı için bir ihtiyaç olabileceğini kabul ediyorum artık. Bir sorun çıktığında doktorum sezaryen yapılması gerektiğini söylerse paniklemem, çünkü ihtiyaç dahilinde insan hayatını kurtaracak bir yöntem olduğunu gördüm. Burada öğrendiklerimi eşime de anlattım. O da doğum için yanıma gelen kayınvalideme anlatıyor. Stres yaptığım zaman beni motive etmeye çalışıyor, destek oluyor.</p>
<p><strong>&#8220;Sezaryen olanların sıkıntılarını da gördüm&#8221;</strong></p>
<p>Esma İnan (22 yaşında): 23 haftalık hamileyim. Açıkçası normal doğumdan bir hayli korkuyorum. Herkes çok zor olduğunu söylüyor. Herkes sezaryene yöneldiği için ben de öyle düşünüyordum. Burada, hamilelik ve doğum sürecinde her şeyin doğal olarak gerçekleştiğini öğrendim. Biraz daha rahatladım. Normal doğum yapabileceğime inanmaya başladım. Allah&#8217;ın izniyle sorun çıkmazsa yapabilirim sanıyorum. İki ablam da sezaryen oldu. Onların yaşadığı sıkıntıları da gördüm. Kendimi çabuk toparlayıp bebeğimle daha güzel ilgilenmek istiyorum.</p>
<p>Eşi Yavuz İnan: Eşimin buraya gelmesine çok mutlu oldum. Ben de bütün derslere katıldım. Eşime destek olmak istiyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Çok şey öğrendim. En başta korktuğumuz şeylerin daha rahat olabileceğini fark ettik. Doğumda da yanında olacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/doguma-hazirlik-egitimi-alan-anne-kendini-daha-guclu-hissediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanser hakkında doğru bilinen yanlışlar</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/kanser-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/kanser-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 18:14:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanser tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[Onkoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. İsmail Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[süreç]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=859</guid>
		<description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok afsanenin dolaştığını, doğu bilinen yanlışları açıkladı.
Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yenilmesi, sigaradan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-860" title="kanser" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2009/12/kanser.jpg" alt="kanser" width="250" height="250" />Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok afsanenin dolaştığını, doğu bilinen yanlışları açıkladı.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Çelik, kanserden korunmak için günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze yenilmesi, sigaradan uzak durulması gerektiğini bildirdi.</p>
<p>Antalya&#8217;nın Serik ilçesine bağlı Belek Turizm Merkezi&#8217;nde Hacettepe Üniversitesi öncülüğünde düzenlenen 3. Prevantif Onkoloji Semineri&#8217;nde &#8221;kanserden korunmayla&#8221; ilgili konular masaya yatırılıyor.</p>
<p>Sempozyum Başkanı Prof. Dr. İsmail Çelik, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mutlu Hayran ile basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Prof. Dr. Çelik, basın toplantısında, kanserden korunmak için sempozyumda belirlenen bulguları paylaştı.</p>
<p>Kanserin çoğunlukla yaşam tarzı kökenli olduğunu belirten Çelik, ailevi kanserlerin (genetik) tüm kanserlerin binde birinden daha az olduğunu söyledi.</p>
<p>Tütün ve alkol kullanımı, fazla kilo, fiziksel aktivite yetersizliği ve enfeksiyonların tüm kanser nedenleri arasında yüzde 95&#8242;lik kısmı kapsadığını vurgulayan Çelik, &#8221;Tütün kullanımı her çeşit kanseri artırır. Tüm kanserlerin yaklaşık yarısının nedeni tütün ve tütün mamulleri kullanımıdır. Şişmanlığın, çoğu kanser çeşidini artırdığı gözlenmiştir&#8221; dedi.<span id="more-859"></span></p>
<p>Alkolün kanseri tetiklediğini, &#8221;az miktarda olsa bile&#8221; alkolün kansorejen etkisi gösterdiğini ifade eden Çelik, alkolün özellikle sigarayla kullanıldığında kanserojen etkisinin daha fazla olduğunu belirtti.</p>
<p>Basın organlarında kanserden korunmada çeşitli beslenme şekilleri önerildiğini, ancak bunların çoğunun bilgi kirliliği oluşturduğunu anlatan Çelik, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Kanserden korunmak için tek ve geçerli beslenme önerisi, günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze içeren yiyecekler tüketin. Düşük yağlı, lifçe yüksek besinler tercih edin. Kırmızı et, haftada birden fazla yenmemeli. Bu öneriye bir kelime eklemek ya da çıkarmak doğru değildir.&#8221;</p>
<p>MAĞARA İNSANI FORMÜLÜ</p>
<p>Kanserden korunmak için &#8221;mağara insanı&#8221; yaşam biçimini öneren Prof. Dr. Çelik, mağara insanında neden kanser görülmediğini şu şekilde açıkladı:</p>
<p>&#8221;Sigara içmezdi ve çevresinde de sigara içilmezdi. Ne bulursa onu yerdi. Vitamin hapı, takviye gibi diyet kandırmacalarına maruz kalmazdı. Yiyeceğini bulmak için saatlerce koşturur, egzersiz yapardı. Alkol kullanmazdı. Güneş ışığından korunmada modern insana göre daha dikkatliydi. Güvenli cinsel yaşam konusunda daha şanslıydı.&#8221;</p>
<p>Üniversite bünyesinde Sigara Bırakma Ünitesi kurduklarını ve bıraktırma oranlarının Avrupa ve ABD&#8217;nin çok üstünde olduğunu bildiren Çelik, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Sigarayı bırakmak için hiçbir yaş geç değil. Tütün ve tütün mamullerini kullanan kişinin hemen bırakma girişiminde bulunması ve bunun için tescilli sigara bırakma merkezlerinden yardım alması gerekmektedir. Sigara hem fiziksel hem psikolojik bağımlılık yaptığından destek almadan bırakılması zordur.&#8221;</p>
<p>Çelik, Sigara Bırakma Ünitesine son 2 yılda 574 başvuru olduğunu, bu kişilerde sigarayı bıraktırma oranının yüzde 60&#8242;a ulaştığını söyledi.</p>
<p>KANSER HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR</p>
<p>İsmail Çelik, bilgi kirliliği nedeniyle kamuoyunda kanserle ilgili birçok &#8221;efsanenin&#8221; dolaştığını vurguladı.</p>
<p>Üç yıldır düzenledikleri sempozyumlarla doğru bilgiyi elde etmeye çalıştıklarını ve bunları toplumla paylaştıklarını belirten Çelik, şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;-Soyanın içindeki kadınlık hormonu olan östrojene benzer maddeler, yüksek dozda alındığında meme ve rahim kanserlerine yol açabilir. Ceviz, fındık, fıstık gibi zararsız olduğu, kolesterol içermediği söylenen yağlı gıdaların (zeytinyağı dahil) çok miktarda alınması şişmanlatır.</p>
<p>-Domates, brokoli ve lahana gibi gıdaların yüksek miktarlarda tüketilmesinin kanserden koruduğuna dair veriler yeterli değildir.</p>
<p>-Aspartam ve sakarin gibi yapay tatlandırıcıların kansere neden olduğu bilgisi ispatlanmamıştır.</p>
<p>-Kahve tüketiminin kansere neden olduğu ve yeşil çayın kanserden koruduğuna dair bilimsel bulgu yoktur.</p>
<p>-Genetiği değiştirilmiş gıdaların, kanser riskini artırdığına dair bilimsel bulgu yoktur.</p>
<p>-Hazır gıdalardaki katkı maddelerinin, uygun oranlarda kaldığı takdirde kanser yapıcı etkisi mevcut değildir.&#8221;</p>
<p>&#8221;YİYECEKLER İLAÇ DEĞİLDİR&#8221;</p>
<p>Yiyeceklerin ilaç olmadığına değinen Prof. Dr. Çelik, hekim önermediği sürece gıda takviyesinde bulunulması ya da beslenme şeklinin değiştirilmesinin uygun olmadığını vurguladı.</p>
<p>Bitkilerin, meyve ve sebzelerin bilinçsiz tüketilmesinin yarardan çok zarar verebileceğini anlatan Çelik, bilinçsiz tüketimin çeşitli organlarda hasara yol açabileceğini ve kanser dışında başka hastalıkların oluşmasına zemin hazırlayabileceğini bildirdi.</p>
<p>Prof. Dr. Çelik, şöyle devam etti:</p>
<p>&#8221;Vitamin takviyesi ve kapsüllerinin kanserden koruma etkisi yoktur, aksine kanseri tetiklediğini gösteren çalışmalar mevcuttur. Havuçta da bulunan beta-karoten maddesinin fazla alınması, sigara bağımlılarında akciğer kanseri riskini artırabilmektedir. Yapılan bir araştırmada, sigara içenlere beta-karoten tableti verildiğinde, ölüm oranlarının arttığı belirlenmiştir. Bu havucun tüketilmemesi anlamı taşımaz, aksine sigara içenlerin sigarayı bırakmaları daha yaşamsaldır. Havuç günlük gıda alımı içinde taze olarak yenilebilir ve böyle tüketildiğinde kanserden koruyucudur.&#8221;</p>
<p>Cep telefonu kullanımına bağlı kanser gelişimi konusunda verilerin yetersiz olduğuna, kullanımının kısıtlanmasına dair bilimsel öneri de bulunmadığına işaret eden Çelik, şunları kaydetti:</p>
<p>&#8221;Sadece ABD, Belçika ve Tayvan&#8217;ın belli bölgelerinde yeryüzünün derin katmanlarından içme suyuna karışan arseniğin uzun süre tüketilmesinin kanser yapıcı etkileri tanımlanmıştır. Türkiye&#8217;deki içme suyunda arsenik düzeylerine ait bilgiler yetersizdir. Arseniğe maruz kalma, arsenikle çalışanlarda, önemli miktarda şarap içenlerde, ahşap içeren evlerde yaşayanlarda ve geçmişte arsenik içeren pestisit kullanılan çiftliklerde yaşayan kişilerde olabilmektedir. Doğum kontrol hapları ve menopoz sonrası hormon replasman tedavisinin (menopoz öncesinde vücutta üretilen dişilik hormonlarını takviye etme veya yerine koyma tedavisi) hem kanser hem de kalp rahatsızlıkları açısından önemli yan etkileri vardır. Bu nedenle kesinlikle doktor tavsiyesiyle alınmalıdır.&#8221;</p>
<p>PROF. DR. TUNCER</p>
<p>Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer de kanserin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek, &#8221;Ancak önemli olan kanserin oluşmasını önlemektir&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Kanser oluşumunda sigaranın etkisine değinen Tuncer, sigara bağımlılığının da hastalık olarak görülmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>
<p>Kişi iradesinin sigarayı bırakmada çok az etkili olduğunu anlatan Tuncer, &#8221;İradeyle şeker, yüksek tansiyon nasıl yok edilemiyorsa sigara bağımlılığı da yok edilemez. Gelecekte sigara üreticileri taammüden adam öldürmek suçlamasıyla yargılanabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Kapalı mekanlarda sigara içilmemesi ve dumansız hava sahası uygulamalarına yönelik bazı kişi ve kurumların yürütmeyi durdurma davası açtıklarını belirten Tuncer, &#8221;Sigarayla pazarlık, kanserle pazarlıktır. Bu yüzyılda 1 milyar insan sigaradan ölecek&#8221; dedi.</p>
<p>Tuncer, SGK&#8217;nın sigarayı bırakma tedavisinde kullanılan ilaçları da ödeme kapsamına almasını istedi.</p>
<p>Gelecekteki kanser profilini annelerin belirleyeceğini ifade eden Tuncer, bebeklerin 2 yıl anne sütüyle beslenmesinin, ilk 6 ayda ise sadece anne sütüyle beslenmesinin çok önemli olduğunu, emzirmenin meme kanserinin oluşmasını da önlediğini kaydetti.</p>
<p>Sempozyum yarın sona erecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/kanser-hakkinda-dogru-bilinen-yanlislar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Annelere uzun süre emzirme uyarısı</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/annelere-uzun-sure-emzirme-uyarisi.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/annelere-uzun-sure-emzirme-uyarisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 01:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[bebek]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=853</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlar, uzun süreli emzirmenin bebeğin süt dişleri yüzeyinde erozyona neden olabileceği uyarısında bulundu.
Annelerini emen bebeklerin biberona göre 60 kat fazla enerji harcadığını belirten uzmanlar, anne sütünü tercih eden 1 yaş üstü çocuklarda çiğneme fonksiyonunun azalmasına bağlı diş sürme gecikmelerinin görüldüğünü kaydetti. 
Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü&#8217;nden Dt. Ezel Yıldız Elmas, uzun süreli emzirmenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-854" title="116130" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2009/12/116130.jpg" alt="116130" width="250" height="250" />Uzmanlar, uzun süreli emzirmenin bebeğin süt dişleri yüzeyinde erozyona neden olabileceği uyarısında bulundu.</p>
<p><span style="font-family: Arial;">Annelerini emen bebeklerin biberona göre 60 kat fazla enerji harcadığını belirten uzmanlar, anne sütünü tercih eden 1 yaş üstü çocuklarda çiğneme fonksiyonunun azalmasına bağlı diş sürme gecikmelerinin görüldüğünü kaydetti. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Memorial Ataşehir Tıp Merkezi Diş Hastalıkları Bölümü&#8217;nden Dt. Ezel Yıldız Elmas, uzun süreli emzirmenin bebeklerde ağız sağlığına etkisi hakkında bilgi verdi. Emzirmenin çok sağlıklı ve doğal bir yöntem olduğunu hatırlatan Elmas, &#8220;Anne sütü bebeklerin gelişebilmeleri için gerekli tüm besinleri içerir, bulaşıcı hastalıklara karşı ona bağışıklık kazandırır. Emzirme, aynı zamanda, anne ile çocuk arasında, çocuğun ruhsal açıdan sağlıklı gelişmesini etkileyen yakın bir ilişkinin doğmasına yardımcı olur. Emzirmenin anne için birçok yararı vardır. Bunlar, anne sütünün zahmetsiz olması, hazırlama sorunu gerektirmemesi ile birlikte; anne ve bebeği arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi kolaylaştırması, meme kanseri, over kanseri, osteoporoz(kemik erimesi) ve anemiden anneyi koruması şeklinde sayılabilir.&#8221; dedi.<span id="more-853"></span></span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Emzirmenin bebek <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR2723R('click', 'içinde', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR2723R('over', 'içinde', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR2723R('out', 'içinde', event, this);return true;">içinde</span></span> birçok yararının olduğunu vurgulayan Elmas, &#8220;Emzirme anne ile bebek arasında <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR2723R('click', 'güçlü', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR2723R('over', 'güçlü', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR2723R('out', 'güçlü', event, this);return true;">güçlü</span></span> bir bağ sağlar. Emzirme bebeğin duygusal gereksinimlerini karşılar. Anne sütü türe özgü bir salgıdır ve başka hiçbir besin maddesi anne sütünün bebeğe sağladığı yararları sağlayamaz. Anne sütünün sindirilmesi daha kolaydır. Bebekler annelerinin sütünü diğer memeli hayvanların sütüne göre daha rahat sindirebilirler. Bunun muhtemel nedeni anne sütünün içerdiği türe özgü bir enzimdir. İnek sütünde daha fazla protein olmasına karşın sindirimi daha zordur ve bebekler bütün bu proteinleri kullanamazlar. Anne sütü bebek için doğal bir sakinleştiricidir. Anne sütünün içerdiği bazı kimyasal maddeler bebeğin daha kolay uykuya dalmasına yardımcı olur. Sinirli bebekler daha kolay sakinleşir. Anne sütü içerisinde bulunan endorfinler bebek için doğal bir ağrıkesici vazifesi görür. Anne sütü her zaman temizdir.&#8221; ifadelerini <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR2723R('click', 'kullandı', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR2723R('over', 'kullandı', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR2723R('out', 'kullandı', event, this);return true;">kullandı</span></span>.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Annelerini emen bebeklerin biberona göre 60 kat fazla enerji harcadığını belirten Elmas, &#8220;Ancak unutmamak gerekir ki; uzun süreli emzirme, bebek süt <span id="adsclickad"><span id="adsclickad" onclick="adsClickActionR2723R('click', 'dişleri', event, this);return true;" onmouseover="adsClickActionR2723R('over', 'dişleri', event, this);return true;" onmouseout="adsClickActionR2723R('out', 'dişleri', event, this);return true;">dişleri</span></span> yüzeylerinde erozyona da (çürüksüz madde kayıpları) sebep olabilir. Bebekte ağız içi bakterileri çoğalmış şekilde bulunmasa da; sütün asidik yapısı, mineral yapısı kuvvetli olmayan süt dişlerine uzun süre temas ettiğinde diş yüzeyinde aşınmaya yani erozyona sebep olabilir. Aynı zamanda normal gıdalar tüketmek yerine öğünlerinde anne sütünü tercih eden 1 yaş üstü çocuklarda çiğneme fonksiyonunun azalmasına bağlı diş sürme gecikmeleri de görülmektedir.&#8221; uyarısında bulundu.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/annelere-uzun-sure-emzirme-uyarisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalın değil, ince ama kat kat giyinin</title>
		<link>http://www.sorfnet.com/saglik/kalin-degil-ince-ama-kat-kat-giyinin.html</link>
		<comments>http://www.sorfnet.com/saglik/kalin-degil-ince-ama-kat-kat-giyinin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Dec 2009 00:32:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hasan Fındıkoğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Dursun Bostancı]]></category>
		<category><![CDATA[giyinme]]></category>
		<category><![CDATA[kış]]></category>
		<category><![CDATA[kıyafet]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sorfnet.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dr. Dursun Bostancı, kalın giysilerin, hareket etmek gibi fiziksel aktiviteleri zorlaştırma yanında terlemeye sebep olduğunu, bunun da soğuk kış günlerinde soğuk algınlığı ve gribal hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi.
Bostancı, kış aylarında iç çamaşırı üzerine kalınca bir kazak türü giysi, bunun üzerine kışlık bir kaban şeklindeki bir giyinmenin doğru olmadığını kaydetti. Bu tür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-678" title="hastalık" src="http://www.sorfnet.com/wp-content/uploads/2009/12/hastalık.jpg" alt="hastalık" width="250" height="250" />Sakarya Vatan Hastanesi Başhekimi Dr. Dursun Bostancı, kalın giysilerin, hareket etmek gibi fiziksel aktiviteleri zorlaştırma yanında terlemeye sebep olduğunu, bunun da soğuk kış günlerinde soğuk algınlığı ve gribal hastalıklara davetiye çıkardığını söyledi.</p>
<p>Bostancı, kış aylarında iç çamaşırı üzerine kalınca bir kazak türü giysi, bunun üzerine kışlık bir kaban şeklindeki bir giyinmenin doğru olmadığını kaydetti. Bu tür bir giyinmenin yürümek gibi basit bir fiziksel aktiviteyi bile zorlaştırmanın yanında, terlemeyi de kolaylaştıracağına dikkat çeken Bostancı, &#8220;Kışın terlemek, kolay üşütmeye sebep olur. Üşütmek de vücudun bağışıklık sistemini zayıflatır. Bu da başta soğuk algınlığı olmak üzere gribal enfeksiyonlara davetiye çıkarır.&#8221; dedi. Bostancı, kışın doğru giyinme şekli konusunda ise şu önerilerde bulundu: &#8220;Giyilen giysilerin mutlaka yüzde yüz pamuklu olmasına dikkat edilmeli. İç çamaşırından sonra pamuklu bir gömlek, onun üzerine yine pamuklu ve kalın olmayan bir kazak ve süveter, dışarı çıkarken de ceket ve ya da çok kalın olmayan bir mont veya pardösü giyilebilir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sorfnet.com/saglik/kalin-degil-ince-ama-kat-kat-giyinin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
